Fizik ve Matematik, doğa ve dil, insanoğlunun anlama çabası ve bu çaba için kullanılan araç.

Fiziğe aşığım. Çünkü Fizik yaşamıma anlam katıyor. Su ısıtıcısının düğmesine her bastığımda suyun elektrikle ısınması, duvardaki anahtara bastığımda odamın bir anda aydınlanması, köpeğime topu fırlattığımda onu düşmeden yakalaması, saatin tik tak larını duyduğumda zamanın geçtiğini hissetmem hatta o saatin içindeki mekanizmayı, suyun nasıl ısındığını bilmek topun havada nasıl süzüleceğini kestirebilmek…
Matematik doğa ile anlaşmamızı sağlayan bir dildir

Başımıza nelerin geleceğini içgüdülerimizle kesin olmasa  da önceden kestirebiliyoruz çünkü hepimiz doğuştan fizikçiyiz. Doğada hayatta kalabilmemiz, onunla iyi anlaşabilmemiz için fizikçi olmamız bir gereksinim. Peki ya doğaya hükmetmek onunla anlaşabilmek isteseydik. İşte o zaman doğayla konuşabilmemizi sağlayacak bir dil bulmamız gerekiyordu. Neyse ki bu dil önceden bulunmuş. İşte bu dile Matematik diyoruz. Matematik sayesinde ısıtıcının içindeki suyun kaç dereceye ne kadar sürede çıkacağını, ya da yerden bilmem kaç metre yükseklikteki aydınlatıcının odamın ne kadarlık bir alanını aydınlatacağını bir varsayıma gerek kalmadan net bir şekilde ifade edebiliriz. Fakat bazen matematiğin doğayı açıklamada yetersiz kaldığını düşündüğümüz anlar da olmuyor değil. Fizik ve matematikle aranız iyiyse ve çevrenizde de bu tarz kişiler  çoksa size böyle bir soru gelebilir.
“Matematiksel olarak 0 ile 1 arasında sonsuz tane sayı olduğunu varsayarsak ve her şeyin bir yarımı olduğunu biliyorsak,uzunluk birimleri sonsuza kadar yarıma bölünebilir fakat fiziksel evrende en küçük birim Planck uzunluğudur ve her şey sonsuza kadar yarımına bölünemez. Bu konuda matematik fiziği anlamamız için yetersiz değil mi? ”
Bu soru bana çok sevdiğim bir arkadaşım tarafından soruldu üç gün önce. Ben de düşüncelerimi paylaşmak için böyle bir yazı yazma gereksinimi duydum.
Sorduğu soruyu Zenon Paradoksları'ndan Dikototomi Paradoksu'nu kullanarak açıklayabileceğimi düşündüm.
İlk olarak Dikototomi Paradoksunu açıklayayım.
Bir kişinin A noktasondan b noktasına gideceğini varsayalım.Fakat b’ye gitmeden, önce b’ye olan mesafenin yarısını gitmek zorundadır. Fakat b’ye olan mesafenin yarısını gitmeden önce bu mesafenin çeyreğini gitmesi gerektir. Daha sonra çeyreği gidebilmek için sekizde birini gitmesi gerekmektedir; bu böyle devam eder.
Adsız
Sonuç olarak A kişisinin sonsuz sayıda mesafe gitmesi gerekir. Burada bir sorun daha vardır; her ilk mesafe aralığı ikiye bölünebileceği için gidilmesi gereken bir ilk mesafe yoktur. Böylece bu yolculuğun bir başlangıç noktası yoktur, yani yolculuğa başlayamaz. Bu paradoks sonuç olarak belirli bir mesafenin yolculuğunun tamamlanamaycağını veya başlanamayacağını, böylece de her hareketin sadece bir yanılsamadan ibaret olacağını ifade eder.
İşte matematiğin dünyasında biz sonsuza kadar gidilebilme ya da sonsuza kadar bölünebilme gibi kavramları çok rahat söyleyebildiğimizden bir çok paradoksa maruz kalıyoruz.Ama fiziksel dünyada işler böyle yürümüyor.
Mikroskobik dünyada bölme işlemi planck sabiti ölçeğine kadar yapılabilir. Zaten kuantum teorisi de bu ölçeğin altında bölme işleminin mümkün olamayacağını söylemektedir.Ancak bu yaklaşım mutlak bir sonuç olarak düşünülmemelidir. Zenon matematiksel soyut nesneler üzerinde çalıştığı için Zenon’un sonlu uzay bölgesinde bölme işlemi yapabilmek için fiziksel bir araca ihtiyacı yoktur. Ya da uzayın kuantize edilmiş olması gibi bir engelle karşılaşmaz. İşte matematiksel dünyada nesneler soyut olarak düşünüldüğü için bu işlem yapılabilir. Ama fiziksel dünyada işler bu şekilde yürümez. Nedeni ise fiziksel nesneleri bölmek için o nesneleri bölebileceğimiz araçlara ihtiyaç duyarız. Sonsuz bölme işlemini yapabilecek araçlar var olmadığı için zaten bu mümkün olamaz. Sadece araçlar değil kuantum teorisine göre nesnelerin kuantumlu yapısıda bu işlemi yapabilme ihtimalimizin önündeki en büyük engeldir. Matematik dünyasında bu tür engeller olmadığı için için Zenon paradoksunu çözmek amacıyla “uzay kuantize oldugu için sonsuz bölme işlemi yapılamaz “ya da “zenon paradoksuna bakarak uzayın sonsuza kadar bölünemeyeceği varsayımında bulunabiliriz” tarzı çıkarımlar yanlıştır. Matematik bir dildir ve soyuttur bu yüzden fiziksel dünyadaki somut nesnelerle bağdaştırılarak bu tarz çıkarımlarda bulunmak bir çelişki olduğunu göstermez.

Elektriğin ne kadar güçlü olduğunu 6 yaşındayken üçlü prize çivi sokup bir odadan diğer odaya fırladığımda anlamıştım.
Dedem prize televizyonun kablosunu taktıktan sonra, o kara kutuda Tarık Akan'ı Gülşen Bubikoğlu'nu gördüükten sonra bu kara kutudaki küçük insanlara yaşamı, elektriğin verdiğini düşünüyordum.
Bazen köye giderdik. Köyümüz Karadeniz'de bir dağın tepesindeydi ve gerçekten geceleri ürkütücü oluyordu. Karanlıktan her korktuğumda sarı akkor flamanlı lambaya bakıp ondan enerji alıyordum ve yaşamın özünün elektrik olduğunu düşünüyordum.
Elektrik tarafından ikinci büyük çarpılmam radyonun içinde konuşan adamı bulmaya çalışırken olmuştu. Annemden gizlice radyoyu söktmüştüm ama konuşan adamı bulamamıştım. Sonra şöyle bir önerme yapmıştım kendi kendime...
"Eğer radyoda konuşan adam var olmasını elektriğe borçluysa kutu açıkken radyoyu elektriğe bağladığımda onu görebilirdim."
İşler hiç düşündüğüm gibi gitmedi. Yine bir güzel çarpmıştı beni elektrik ...
Tabii o zamanlar 6-7 yaşlarındaydım.
Sonra cep telefonları, mutfak robotları,atariler, bilgisayarlar, saç kurutma makineleri ... oldu evimizde...
Hepsinin içini açtım ve bu yüzden annem ve babam beni iflah olmaz bir çocuk olarak görüyorlardı. 
Ama bu sayede üniversiteye başlamadan elektriğin ne kadar önemli bir enerji kaynağı oldugunu öğrenmiştim
Evet elektrik çok önemli çünkü elektrikle geceyi gündüze dönüştürüyoruz. Ama elektriğin bu denli olmasının asıl sebebi geceyi gündüze dönüştürebilmesi değil diğer enerji türlerine en hızlı dönüşebilen enerji olmasıdır.
Isıya, harekete, sese,...
Enerji canlılıgın en büyük gereksinimidir  Çünkü yaşamak için enerjiye ihtiyaç duyuyoruz.
Hastahaneler, okullar,evler,sokaklar,bilgisayarlar,telefonlar, hatta taşsız çakmaklar bile... anlatmam çok gereksiz olur.
İşin bir de elektronik boyutu da var tabi.
Elektrik Elektronik Mühendisleri bilgilerini yaratıcılıklarıyla birleştirdiklerinde çok güzel ürünler ortaya çıkarabilirler.

Bir robot düşünün damarları kablolar, kanı da elektrik. Düşünceleri de bir mühendisin ona yüklediği yazılım.Organları içindeki özelleştirilmiş devreler. Beyni mikroişlemci mesela ... İnsanı veya doğadaki diğer canlıları baz alarak üretilmiş bir makine. İnsanın yaratma kabiliyeti. Bunlar insan beyninin ulaşabileceği en uç noktalardan biriymiş gibi gözükse de işin içine girdiğinizde aslında hayallerin asla sınırlandırılamayacağını anlıyorsunuz.
Bu yüzden elektrik elektronik bölümünde okuyan veya okumak isteyen arkadaşlarıma bir kaç tavsiyede bulunmak istiyorum. Bunları maddeler halinde sıralayacağım.
  1. Bu bölümde okurken sadece dersleri geçme ve ileride bir meslek sahibi olma amacı gütmeyin. Sürekli hayal kurun ve öğrendiklerinizle bu hayalleri nasıl gerçekleştirebileceğinizi düşünün
  2. Bu bölümde öğrenecekleriniz size gezegenimizde kullanılan en işlevsel enerji türü olan elektrik enerjisine hükmetme yetkisi verecek. Sizler doğaya hükmetmeyi bilen insanlar olarak mezun olacaksınız. Bunun ne demek olduğunu anlatmama gerek yoktur herhalde.
  3. Dersleriniz çok zorlayıcı olacak. Özellikle teoriler, formüller içinde boğulacak fiziğin ve matematiğin en uç noktalarına ulaşacaksınız. Bu yüzden hem mühendis hem de bilim insanı gibi düşünmeniz gerekecek. Fiziği ve matematiği sevin. Somut şeyler üretirken soyut dünyalara da götürün kendinizi. İnanın bana bu dünyanın en eğlenceli şeyi
  4. Öğrendiklerinizi çevrenizdekilere anlatın. Anlamasalar da anlatmaya çalışın. Annenize, babanıza, arkadaşlarınıza... Bu size anlatma yeteneği kazandıracak. Bu kadar uç konuları sıradan bir insana nasıl anlatabilirim ki demeyin sakın. Siz çabaladıkça , karşı taraftan sorular aldıkça beyniniz size yardım edecek ve eğlenceli bir şekilde anlatmanın yolunu öğreneceksiniz
  5. Sosyal olun. Genelde bu bölümde okuyan insanlar somut dünyadan kopuk oluyorlar. Okulda Metallica tişörtlü, uzun ve yağlı saçlı, asosyal,oyun bağımlısı tiplerle karşılaşma olasılığınız çok yüksek. Sakın bu tiplerden olmayın.  Çevreyle iç içe olun, kendinize özen gösterin. Kendinize büyük bir SAYGI duyun. Bunu dış görünüşünüze, konuşmalarınıza yansıtın. Kendisine saygı duymayan insan çevresine yararlı olamaz.
  6. Öğrendiğiniz her şeyi uygulayın. Eğer uygulama fırsatınız yoksa en azından bunu başka insanlarla tartışın. Bu teoriyi şurada kullanabilirim deyin


Verebileceğim en temel tavsiyeler bunlar. Bu bölümden mezun olduğunuzda gerçekten toplumda değerli bir insan statüsü kazanacaksınız. Elektriğe hükmedeceksiniz ve bu eşsiz enerji türüyle hayallerinizi sınırsız gerçekleştirme imkanı bulacaksınız.
Şimdiden hepinize başarılar...